ANASAYFA
ÂŞIK HIFZI (MUSTAFA HIFZI)
HÜSEYİN ŞEMSİ ERGÜNEŞ
MELAMİLİK NEDİR ?
MELAMİLİK HAKKINDA RESMİ GÖRÜŞ
ŞEMSİ DİVAN'I MİLLİ KÜTÜPHANELERDE
BERATNAME
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATINDAKİ TANITIMI
RESİMLERİ
İLETİŞİM
 

Son asrın yetiştirdiği değerli mutasavvuflar dan Hüseyin Şemsi Erğüneş 1872 yılında Sofya da , sonradan aşık lakabıyla tanınan Geredeli Mustafa Hıfzı efendinin oğlu ve Bâli baba Tekkesi post - nişini Ahmet Babanın torunu olarak dünyaya geldi, annesi Bâli baba tekkesi şeyhi Ahmet babanın kızı Redife hanımdır.

Babası Mustafa Hıfzı, efendi Gerede 'nin TAŞMANLAR olarak tanılan (danişmentler) köyünde bir şehit yetimi olarak doğdu , babası İsa efendi 1833 tarihinde âsi Mısır valisi tepedelenli Mehmet ali paşanın oğlu İbrahim paşa komutasındaki Mısır ordusu ile Kütahya civarında yapılan savaşta şehit düşmüştür.Bu tarihte annesi,Geredenin Mucumarlar köyünden Havva hanım (Mustafa Hıfzı) ya hâmile idi.

Mustafa Hıfzı köyünde, tahsilini tamamladıktan sonra tahsilini tamamlamak için İzmir'e müteveccihen yola çıkmış bir ara Turgutlu da bir miktar ikamet ten sonra mânevi sahada bağlanmak istediği zatı bulmak için Selanik'e gitmiş ve orada bir zat 'a bağlanarak bir müddet hizmetinde bulunmuştur.

O efendinin "oğlum senin nasibin bizde değil , Sofya da Bâli baba tekkesi şeyhi Ahmet babadadır oraya git" emrine icabetle Selanik'ten Sofyaya gitmiş ve Ahmet Baba ya bağlanmıştır.İhlası,bağlılığı ve her haliyle arkadaşları arasında temayüz etmiş ve bir müddet sonra efendinin kızı ile evlenerek Ahmet babanın damadı olmuştur,Mustafa Hıfzının bu evlilikten biri genç yaşta vefat eden 3 kızı ve oğlu Hüseyin Şemsi dünyaya gelmiştir,tarih hicri 1288 miladi 1872 dir.

1877 - 1878 Osmanlı Rus harbi sıralarında ilk tahsiline Sofya da başlayan Hüseyin Şemsi bu hadiseleri hatırlayacak yaştadır, Sofya ve civarında silahlanan Bulgar komitacılarının Türklerin ev ve işyerlerine yaptıkları baskınlar halkı rahatsız etmektedir.bu arada Bulgar çeteleri Bâli baba tekkesini de yakarlar, Aşık Hıfzı efendinin tekkede mevcut divanı da bu yangında maalesef yanar, kimi mecmualarda çıkmış olan bazı şiirleri bu güne kadar gelebilmiştir. Kerbela hakkındaki bir mersiyesinin son kısmı ise şöyle bitmektedir.

Bu muharremdir zemin - ü âsuman ağlar bugün
Vakt-i matemdir muhib-bi hânedan ağlar bugün
Eşk-i hasretler döküpte tende can ağlar bugün
Aşıkanın dide-i giryanı kan ağlar bugün
Hasılı feryad edüp cümle cihan ağlar bugün ,
Ağla Hıfzı aşk ile üftadeğan ağlar bugün
Bir azim fitne uyandırdı yezid-i bi-haya

Hadiselerin devam etmesinden duyulan rahatsızlık dolayısı ile Mustafa Hıfzı efendi ailesini toplayıp Sofya dan ayrılarak Köprülü, sonra da USTRUMCA da ikameti ihtiyar etmiş, Hüseyin Şemsi tahsiline Köprülü'de, sonra da Ustrumca da devam etmiştir,ayrıca babası Mustafa Hıfzı efendi tarafından da tasavvufi bilgilerle yetiştirilmiştir.

13 yaşları civarında babasının o zamanlarda pek geçerli olan kan kardeşliği - ahiret kardeşliği dolayısı ile amca gibi gördüğü Ustrumcalı HACI FAİK bey vasıtası ile kendisinde büyük tesir meydana getiren büyük üstat MUHAMMED NUR-ÜL -ARABİ yi tanımış tahsilinin müsadesi nispetinde tekkeye devamı başlamıştır.

Güzel bir sese mâlik olması itibari ile tekkenin ilâhi grubuna alınmış artık tekkenin bir uzvu olmuştur. Bu arada MUHAMMED NURDAN kendisinin de resmen ihvanlığa kabulunu istemiş , MUHAMMED NUR kendisine zikr talim ederek ihvanlar arasına katmış , ama makamat için tahsilini tamamlamasını ,bir vazifeye girmesini ve evlenmesini tavsiye etmiştir. Bu suretle yolda intisabı MUHAMMED NUR HAZRETLERİNE dir.

Tahsiline devam ettiği bu müddet zarfın da tekkeden ve MUHAMMED NUR un sohbetlerinden ayrılmamıştır, MUHAMMED NUR yaşlılığı dolayısıyla 1300 hicri tarihinden itibaren tekkeyi kendi imkanlarıyla inşa ettiren ve kendisi de bu vadide bir değer olan Hacı Faik beyi Ustrumca tekkesine şeyh nasb etmiştir. Amca mesabesinde olan Hacı Faik beyin de tasvibi ile tekkeye devamı daimi olmuştur.

Sofya'da devam eden olayların rahatsızlığı ve tekkenin yakılması ile irşat görevine devam edememesi dolayısıyla Ustrumca'ya göç eden Mustafa Hıfzı efendi, orada bir tekke açamamış, yolunun mensupları ile kendi hanelerinde biraraya gelebilmişlerdi. Fakat Mustafa Hıfzı efendi kendi tarikatının piri ve mürşidi olmak itibariyle değerli bir zat idi, bir çok kimse Ustumramca'da kendisini tanımışlar ve takdir etmişlerdi .

Usturumca tekkesi şeyhi Hacı Faik Bey de Mustafa Hıfzı efendiyi tanımış , dostlukları ilerlemiş ve o zamanlarda geçerli olan ahiret kardeşliği ile bağlarını pekiştirmişlerdi. Hüseyin Şemsi efendinin Hacı Faik beyi bir amca gibi görmesi bu sebeple idi.

MUHAMMED NUR HAZRETLERİNİN 1305 hicri de vefatı sıralarında Hüseyin Şemsi 17-18 yaşlarındadır, bir müddet sonra tahsilini tamamlamış o zaman gözde bir değeri olan düyun-u umumiye muhasebe kalemine kabul edilmiş ve evlenmiştir bu suretle MUHAMMED NUR hz. tavsiyesi yerine getirilmiştir, bu arada tekkenin idaresi MUHAMMED NUR hz. lerinin vefatından evvel kendi sağlığında tekkenin şehliğine nasb ettiği Ustrumcalı Hacı Faik bey tarafından yürütülmektedir .Hüseyin Şemsi efendi Hacı Faik beye müracaatla ilk tevhit basamaklarını , tevhid-i ef'al ve tevhid-i sıfatı kendisinden almış, Hacı Haik beyin misafir olarak bulunduğu Selanik de hicri 1319 miladi 1901 yılında vefatı üzerine tevhit basamaklarının son mertebesini Muhammed Nurun oğlu HACI ŞERİF efendi den , BEKA mertebelerini de MUHAMMED NURUN torunu HACI KEMAL efendiden almış bu suretle seyr-i sulükünu tamamlamış bilahare hilâfet almıştır.

HACI FAİK beye intisabı 1311-1312de olduğuna göre intisabında 23 yaşları civarındadır ,buna göre tahsil müddetinin uzunca bir zaman devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu devir Osmanlı devletinin birçok badirelerle uğraştığı bir devredir. Bu arada 1897 yılında Yunanistan Girit adasına bir milis gücü göndererek adada karışıklık çıkarmış ,bu çeteler bir kısım Türk ve Müslüman halkı katletmişler, adayı yunan kralı adına Yunanistan 'a ilhak ettiklerini ilan etmişler ve Rumelide Osmanlı sınırına saldırmışlardı .

Halk arasında (Yunan harbi) denilen ve sonunda Osmanlı Devleti'nin galibiyetiyle neticelenen savaş başladığında henüz 25 yaşında olan Hüseyin Şemsi efendi de askere alınır , savaşta gösterdiği gayret ve fedakarlık takdir edilerek kendisine resimde görülen BERAT ve beratta bildirilen nişan verilmiştir.

Bu devirde Rumeli de yer yer isyanlar meydana gelmektedir. 1908 de ikinci meşturiyetten bir müddet sonra Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına sebep olan hadiseler arka arkaya vukua gelmeye başladı, bu arada 1912 de Balkan devletleri anlaşarak Osmanlı devletine harp ilan ettiler (Balkan harbi) Rumeli de Osmanlı hakimiyeti sona erdi ,Balkan harbi dolayısıyla Rumelinin elden çıkması neticesinde 1912 yılında HÜSEYİN ŞEMSİ Hazretleri vazife ile Bursa ya nakil edilmiş , dolayısıyla ailesi ile anavatana dönmüş bir müddet sonra istanbul' a merkeze tayin edilmiş , teşkilatın lağvına kadar görevine burada devam etmiştir.

Teşkilatın lağvı ile 1927 yılıda erken yaşta emekliye ayrılan üstat, başka bir vazifeye talip olmamış hepsi bir değer olan ve adedi 50 civarında bulunan eserlerini bu zaman içersinde tamamlamıştır. İlk evliliğinden 3 oğlu olmuş ve memlekete dönüş esnasında menlik civarında geçtikleri bir köyde ailesi sırp çetecileri tarafından katledilen sahipsiz bir kız çocuğunu evlat edinmiş, ilk eşinin vefatı dolayısı ile ikinci bir evlilik daha yapmış bundan da 3 oğlu daha olmuştur.

30/01/1968 tarihinde hanesinde bu âlemi terk etmiş İstanbul Edirnekapı şehitliğindeki makberesine defnedilmiştir. Rahmetullah-ı Aleyh.

TELİF VE TERCÜME ESERLERİ

80 yıla yakın tasavvuf hayatı olan merhumun, hepsi tasavvufa dair olmak üzere (çoğu tercüme) 50 kadar eseri vardır.

Basılı eserleri:
- Divan                       1969 Tükenmiştir
- Mektubat                 1992 Tükenmiştir
- Kitab-ül marife          2009 İbn-I Arabî tercümesi iz yayınları
- Şeceretül kevn         2010 İbn-I Arabî tercümesi iz yayınları
- Tuhfet-üs sefere       2011 İbn-I Arabî tercümesi iz yayınları
- Risâle-I Ehadiyye     2012 İbn-I Arabî tercümesi ilk harf yayınları

Başlıca telif eserleri :
1- Hazinet-ül hakayık
2- Divan
3- Mektubat
4- Sohbetler
5- Fatiha şerhi
6- Nasihat
7- Yunus'un (severim ben seni) ilâhisinin şerhi

TERCÜMELERİ

8- El mecalizzehra alessalât-il Kübra tercümesi
9- Vâridat şerhi tercümesi
10- Tuhfet-üs sefere ilâ hazret-il berere tercümesi
11- Kitab-ül bâ risalesi tercümesi
12- Bürhan-üs salikin tercümesi
13- Meşâhid-üt tevhit tercümesi
14- Natamam olan Niyazi divanı şerhinin itmamı
15- Risâle-i necmeye şerhi tercümesi
16- Kitâb-ül mağrefe tercümesi
17- Fütuhattan esma-i hüsna şerhi tercümesi
18- Bi-nüshat-il halk tercümesi
19- Şeceret-ül kevn tercümesi
20- Mevaki-ün nücum tercümesi
21- Risale-i ehadiyye tercümesi
22- Tuhfet-ül mürsele tercümesi
23- Hadis-i erbain şerhi tercümesi
24- Elkehf-i verrakim fi şerh-i bismillâhirrahmanirrahim
25- Risale-i gasviyye terc.(A.Geylani)
26- Risale-i Veliyi Reslân
27- İnsan-ı kâmilin levh-i mahfuz kısmı şerh ve tercümesi
28- Nehcül belâga'nın 3.ncü kısmı tercümesi
29- Mühr-ü nübüvvet hakkındaki bir manzumun tercümesi
30- Ayet-el kürsi şerhi tercümesi
31- Hu'nun hakikati (muhiddin ve sadreddin'in beyanlarından tercüme)
32- Necm suresi mirac'a dair ayetlerin şerhinin tercümesi
33- DUHA suresi şerhi tercümesi
34- Kadr suresi şerhi tercümesi
35- MAÜN suresi şerhi tercümesi
36- Kevser suresi şerhi tercümesi
37- Felak suresi şerhi tercümesi
38- Nas suresi şerhi tercümesi
39- Fatiha-i şerif muhtasar şerhi tercümesi
40- Hümeze suresi şerhi tercümesi
41- Fütuhat-ı Mekkiyeden insan-ı kâmil tercümesi
42- İblis ile mükâleme tercümesi
43- Fütuhattan kunut hakkındaki beyanların tercümesi
44- Delâili hayrattan bazi salâvatların tercümesi
45- Ashaptan (selemi) ye talim edilen 19 ismin şerhi ve tercümesi
46- Bi-lügat-il gavas tercümesi
47- Küçük çapta bazı açıklamalar
48- Cemâleddin-i halvetinin âyetel-kürsi şerhi tercümesi
49- Kitâb-ür Reşât fil mebde-i vel meâd tercümesi

HÜSEYİN ŞEMSİ Hz.'nin DİVANINDAN ALINMIŞ 3 ADET İLAHİSİ

LVIII

Yâ Resul - Allah cemâlinden ziya ister gönül
Yâre-i kalbe visâlinden şifa ister gönül

Ru-siyâhım kalmışım, muhtâc-ı affım çaresiz
Ben garibe ,düşküne lütf-ü âtâ ister gönül

Yolda kalmış teşneyim âb-ı hayatından baid
Câm-ı feyzinden içir , senden sekaa ister gönül

Sen şefâât kılmasan ,varlık bizi imha eder
Zulmet-i nefse müessir, bir rehâ ister gönül

Şemsi yi girdâb-ı isyandan halâs et yâ rahim
Câm-ı aşkı nûş edenlerle lika ister gönül




XXXIII


Medet ey fahr-i âlem kâinatın Şems-i tâbânı
Şefâat mâdeni bu ümmete Allâhın ihsânı

Senin nurundan aldı varlığın encum, kamer, eflâk
Onun'çun şânına Levlâk denildi ey kerem kânı

Hülâsa bâis-i icâd-ı âlemsin senin' çün Hak
Yarattı arş-ü ferşi , hâsılı bilcümle ekvânı

Kapında bende olmak, devlet-i dâreyne râcihtir
Yeter bir nim niğâhin, bizlere eltâf-i sübhânı

Bürehne pây-ü ser durduk, kapına ey büyük melce
N'olur reddeyleme ey ümmetin hâmi-i zi-şanı

Eğer tufan-ı isyandan necât olmazsa şâhımdan
Biz âsi ummetin bilmem n'olur hâl-i perişanı

Bütün medhiyyeler bir katredir bahr-ı kemâlinden
Yüce şânında Hak medhiyye inzâl etti Kur'ânı

Senin vasfinda tâbirat-u elfaz, dil, kalem âciz
Değil Şemsi seni hiç kimse bulmaz medhe imkânı

LXV

Biz Melâmi meslekiz , sultanımız Nurdur bizim {79}
Aşinây-ı vahdetiz {87} seyrânımız nurdur bizim

Biz cemale âşıkız yoktur sivâya meylimiz
Tam tecerrut ehliyiz , ünvânımız nurdur bizim

Çünki biz ağyârı hep sürdük çıkardık aradan
Şimdi can iklimi nur , cânânımiz nurdur bizim

Biz ezel sahbây-ı zâtı nuş eden âşıklarız
Ol sebepten câmımız reyyanımız nurdur bizim

Hamd-ü-lillah açtı Hak Şemse hicâb-ı zulmeti
Nura çıktık , şimdi her âvânımız nurdur bizim

 

 
      ZÜBEYİR YAZICI / GSM: 0532 245 1370 / e-mail: yazici@yazicias.com